Veba – Alberto Camus

Öncelikle kitap yazardan okuduğum ilk kitap. Ama bayıla bayıla okudum açıkcası. Okuduğum süre boyunca içinde yaşadım adeta.. Sanırım bu kadar sevmem de ki en büyük neden, umut duygusunu en içten vermesi.. Tabi bu salgın döneminde okumam da etkileyiciliğine etkileyicilik kattı.. Artık sevdiğim yazarların başında olacak Camus..

Konusuna gelecek olursak ;

Kitap adından da anlaşılacağı üzere Fransa’nın sömürgesi olan Cezayir’in Oran şehrinde Veba salgının ortaya çıkışı ile başlıyor. Yazar farklı ideolijilere sahip karakterler üzerinden salgının başlama sürecinden bitiş sürecine kadar şehrin ve insanların içler acısı durumunu sanki oradaymışsınız gibi gözler önüne seriyor.

Kitapta kendime en yakın bulduğum karakterler vebanın birleştirdiği iki dost, çocukların işkenceye maruz kaldığı bu yaratılışı ölene kadar reddedeceğim diyen Doktor Rieux ile insanların ölmesine izin veren sisteme (idam cezası gibi) meydan okuyan Tarron’du. Her ne kadar onlar, kendilerini bir kahraman olarak görmeselerde benim kahramanlarım onlardı. Diğer yandan Camus, Rahip Paneloux’un gözünden bu hastalığın insanlara bir ceza ve uyarı olarak gönderildiğini de sofu dini bakış açısını yansıtmak maksadı ile eserinde yer vermiş. Onun ağzından tanıdık, bildik sözler duyacağınızdan emin olabilirsiniz. 🙂

Son olarak Veba’nın gelmesine sevinen Cottard’dan bahsetmezsek olmaz. Bu işten ne çıkarı olduğunu okuyup öğrenebilirsiniz. Ee o kadarını da anlatmayayım artık. 🙂

Kitapta sevdiğim detaylardan biri de anlatıcının kim olduğunu kitabın sonuna kadar belirtilmemesiydi, ki okuduklarımı tekrar beyin süzgecinden geçirmek için gerçekten güzel bir detaydı bu benim için.

Covid-19 Salgını’nın tüm dünyayı etkisi altına aldığı bir dönemde bu kitabı okumak empati yapabilmemi büyük oranda kolaylaştırdı diyebilirim. Kitabı daha önce okumuş olsaydım aynı etkiyi verebileceğini düşünmüyorum. Camus de kitabın içerisinde eski veba salgın dönemlerini kitaplardan okuduğumuzda tarih sahnesine saçılmış yüz milyonlarca cesedi gözümüzün önünde silik birer görüntüden öteye gidemeyeceğini ifade etmiş zaten.

Ne yazık ki insan tanığı olmadığı felaketlere gerçek dışıymış gibi bakabiliyor. Özellikle de günümüzde teknoloji ve tıp bu kadar ilerlemişken insan, böyle felaketler sadece filmlerde olur artık gibi bir yanılgıya düşebiliyor. Demek günümüzde de bilim adamlarının çaresiz kaldığı durumlar olabiliyormuş.

Bu dönemi en kısa sürede atlatmamız dileğiyle. Sağlıklı kalın..

Alıntılar;

“Bu sevimli coşkuyu anlıyorum. Felaketlerin başlangıcında ve bunlar son bulduğunda hep biraz söz sanatı yapılır. Birinci durumda, alışkanlıklar henüz kaybolmamıştır, ikinci durumda ise geri gelmiştir.Asıl felaket sırasında gerçeği alışılır,yani sessizliğe bekleyelim”

“Umutsuz huzur olmaz ve insanların kimseyi mahkum etme hakkı olmadığına inanan ama yine de kimsenin başkalarını mahkum etmekten kendin alıkoymadığını ve hatta kurbanların bazen cellada dönüştüğünü de bilen Tarrou ikilem ve çelişkinin içinde yaşamıştı, asla umut dedir bilmemişti. “

“Her şey bir yana sizin için de işler yoluna girecektir, bir bakıma yeniden başlayacak bir yaşam var.”

Bir kitap daha biter ve zihin haritama gider 🙂

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın