Sergüzeşt – Samipaşazade Sezai

En son lise yıllarında okuduğum bu harikulade romanı çok uzun bir aradan sonra tekrar okumak nasip oldu. İlk okuduğumda nasıl haz aldıysam bu okuduğumda da aynı hazzı aldım. Baştan sona bir filmin içindeymişiz gibi anlatılmış her şey. Tasvirleri, dili, üslubu her şeyiyle bir numara bir kitap. Adeta yaşayarak, görerek, hissederek okudum. Dilber’in ve Celal’in çektiği acıları ben de çekmiş kadar oldum, yüreğim burkuldu her bir sayfasında.

Kısacası konusuna değinecek olursam; konu itibarıyla aşk gibi gözüksede bunun yanında esaret, kölelik ve hürriyet gibi kavramlar da işlenmiştir. Kitap, Dilber isminde küçük bir kızın köle olarak satılması ile başlamaktadır. Birden fazla yere satılır, önce bir memura, daha sonra ise bir paşa konağına. Orada konağın sahibinin oğluyla arasında yakınlaşma olunca evin hanımı başka yere satar. Dilber de Celal de ne yapacaklarını bilemeden bir çıkış yolu aramaya çalışırlar. Yapabilecekler mi orasını tabii ki söylemeyeceğim. Her okurun muhakkak okuması gereken bir başyapıt. Herkese kesinlikle tavsiye ederim, okuyun okutun.

Kitaptan en sevdiğim alıntıları paylaşıp inceleme mi noktalamak istiyorum.

Bence en doğru ikbal ruhun gördüğü iki güzel göz, en büyük servet kalbin hepsini gösteren gül rengindeki dudaklardan yansıyan tebessümdür. Güzellikten büyük asalet, kalp saflığından büyük servet mi olur”

“Asalet teşrifat ve Servet’e, Servet asalet gösterisine tapıyor, Ben namus ve aşka.

“Zannederim ki dünyada gençlerin en büyük hakkı istedikleri ile evlenmektir. Gözlerin seçim hakkına, zevkin uygun bulma hürriyetine, ruhun tabii uyuşmasına karışmak en büyük zulüm değil midir”

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın