Çizgili Pijamalı Çocuk

İkinci Dünya Savaşı’nın kara günlerinde arkadaş olmaya çalışan iki çocuğun hikayesini konu alır.

Sekiz yaşındaki Bruno ailesiyle Berlin’den ayrılır ve kırsal bir bölgeye taşınır. Babasının işi için taşındıkları bu yerde bir de arkadaş edinir. Arkadaşı tellerin arkasında kalan bir yahudidir. Bruno’nun babası nazi askeri ve görevi de yahudileri katletme emrini vermek. Evleri ise toplama ve yok etme kampının bitişiğidir. Bruno’nun annesi oğlunu yaşananları bilmesin diye tellerden uzak tutmaya çalışır.

John Boyne’nun aynı adlı romanından uyarlanan film tarihin acıyla dolu anısını küçük bir çocuğun gözünden hatırlatarak, masumiyeti ve insanlık dehşetini iyi bir anlatımla beyazperdeye yansıtmış.

Herkesin izlemesi gereken kült bir film olup, film arşivime girdi bile…

Büyük Kederler, Küçük Öyküler – Ali Lidar

Bu kitap, benim gözümde şöyle bir yere oturdu; hani ağaç altına uzanıp hayallere dalarsın ya sonra da annen yemek hazır deyip hayaller denizinden çıkartır ya seni, hah işte bildin öyle kısa ama öyle de etkileyici bir kitaptı.

Ali Lidar kitapları her zaman benim dimağımda farklı bir yere oturdu. Bu kitapta da gelenek değişmedi diyebilirim. Kitabın bendeki değerine son verip, birazda konusuna yer vermek istiyorum. Bu kitap için ‘otobiyografik öykü’ kavramını kullanabiliriz. Şöyle ki; yazar yaşamış olduğu ya da çevresinde gördüğü, duyduğu olayları biraz da kurgusunu katarak yazmış. Çok da güzel yazmış bence. Samimi, naif bir üslup ortaya çıkmış kısacası. Ali Lidar’ı tanıyanlar zaten bilir bu tarzın ona ait olduğunu 🙂

Manevi değerlerin hafife alındığı bu dönemde, bunun gibi samimane kitaplar sanırım bu yüzden ilgi çekiyor. Kitap okumak isteyip zaman bulamayan herkese öncelikli tavsiyemdir. (Çünkü bir günde okunabilecek zevkli bir kitap…) Sonra da tabiki okumak isteyen herkese…
Şimdiden iyi okumalar dilerim.. Bir kitap daha biter ve zihin haritama gider 🙂

Oh Ne Ala Memleket – Şermin Yaşar

Hiyerarşik düzeni, bir çocuk gözünden anlatıp dünyayı onun gözünden görmemizi sağlamış. Ama bunu yaparken öğreticilik faslını bir kenara bırakıp eğlendirerek yapmış.

Kısaca konusu şöyle; okulu sevmeyen Emre adında bir çocuğun yaşadıklarını anlatır. Okulu sevmeyen Emre, başına gelenler sayesinde okulu sevmeye başlar. Ve okula, çevresine, dünyaya, hayata bakış açısı değişir.

Görüntü itibariyle çocuk kitabı olsa da, herkesin sıkılmadan, aman bu yaştan sonra çocuk kitabı okunur mu demeden zevkle okuyacağımız şahane bir kitap yazmış sevgili Şermin Yaşar.

Yazarın diğer kitaplarını da okuduğumuz da göreceğiz ki, çocuk diye ötelediğimiz zihinlerin birazcık geliştirmeye fırsat verildiğinde aslında bizden çok daha iyiyi düşünebileceğini fark ederiz.

Bu kitabı Storytel üzerinden dinledim inşallah en yakın zamanda okumak da nasip olur ancak dinlemenin zevki bambaşkaydı. Dinleyeceklere de okuyacaklara da şimdiden keyifli vakitler dilerim 🙂

Erbain – İsmet Özel

Sen ol küçük bir kıvrımdan, bir heceden
Aşk için bir vaha değil aşka otağ yaratan
Sen ol zihnimde yüzen dağınık şarkıları
Bir harfin başlattığı yangın ile söndür
Beni bir ses sahibi kıl kefarete hazırım
Öyle mahzun
Ki hüzün ciltlerinde adına rastlanmasın

İsmet Özel şiiri sembollere sığdıran şair. Okurken aklımın bir ucunda semboller, işaretler belirdi adeta. İlk defa okuduğum bir şair, ama aşırı haz alarak okuduğum nadir şairlerden. Ve şiirlerin hepsinde bir bütünlük olduğundan sanki bir roman, bir öykü okumuş gibi oldum. Yaşadığı dönemle alakalı bizlere ipuçları sunması da ayrıca güzeldi.

Kitabının isminin Erbain olması enteresan, ama onun da bir hikayesi var. Şöyle ki; erbain arapçada kırk manasına gelir. Kırkın sırrı da şuradan geliyor, şairin kırk yaşına kadar yazdığı şiirlerden oluşuyor Erbain. Aslında bir nevi, şairin kırk yıllık riyazetinin sonucu olarak ortaya çıkan muhteşem bir eser.

Kütüphanemizde bulunması gereken nadir şiir kitapları arasında olmalı diye düşünüyorum. Gözlerinizi kapatıp Özel’in sihirli kelimeleriyle kendinizi farklı alemlere atabilmeniz mümkün. Şiir sevdalıları zaten ne dediğimi anlayacaklar. Şiire yeni yeni adapte olanlar ise müptelası olacaklar.

Arpın hüzünlü melodisi ile okumanızı tavsiye ederek, sizleri Erbain ile baş başa bırakıyorum.
Bir kitap daha biter ve zihin haritama gider 🙂

Çocuklarla El Ele Ebeveynlik – Pam Leo

“Tehditler ebeveyn-çocuk bağını görmezlikden gelerek kopardı. Baskı hızlı bir çözümdür, patlayan tekerleğimizi yenisini alıp takana kadar, bagajdaki küçük yedek lastikle idareten değiştirmeye benzer. Bu geçiçi lastikle uzun bir yol gidemeyiz. Ebeveynlik ise uzun bir yolculuktur. ”

Ebeveynlik uzun, meşakkatli ve ağır ağır ilerleyen bir yolculuk. Her hali ayrı güzel, her hali ayrı zor. Ben bu alanda az ama nitelikli yazarlardan, nitelikli okumalar yapma gayretindeyim her zaman. Okuduğumda daha bilinçli ve daha mutlu bir ebeveyn olduğumu hissediyorum. İşte ben de bu yüzden Gün yayıncılıktan çıkan Pam Leo’nun Çocuklarla El Ele Ebeveynlik kitabını bir arkadaş tavsiyesi ile okumaya karar verdim. Ve iyi ki karar vermişim!

Kitabın ana teması, kapağında da yazdığı üzere tehdit, zorlama ve baskı yerine gönül bağı, korku yerine sevgi ile ebeveynliğin üzerinde bastıra bastıra duran nitelikli, harikulade bir kitap.

Kitabın bana kazandırdığı birçok şey oldu ama en önemlisi, ebeveynlik yolculuk defteri! O kadar güzel alışkınlık kazandırdı ki, yenilenmek, hatırlamak ve yara olup yara açmamak için bu defter biçilmiş bir kaftan adeta. Evlat yetiştirmenin aslında sanıldığının aksine çok zor olmadığını, sadece evladına gönlünü açman gerektiğini anlatan güzel bir kitaptı velhasılı. Daha fazla spoiler vermeden noktalayayım, yoksa dayanamadan hepsini yazacağım buraya..

Bu kitap, başta tüm ebeveynlere ve yolu çocukların yolundan geçen herkese tavsiyemdir.
Bir kitap daha biter ve zihin haritama gider 🙂

Olmamış Kahraman Emeklisi – Ali Lidar

Sankı şiir okumadım da anı kitabi okudum, öylesine huzurlu, öylesine naif bir kitaptı.. Ali Lidar’ın bütün şiir kitaplarını okudum, ama bu sanki çok farklıydı, çok özeldi.. Kitaptaki bir çok şiirin altını çizdim, düşüne düşüne acaba ne demek istedi diyerek okudum. Bu da daha çok aşkla okumamı sağladı..

Herkese tavsiye ediyorum kesinlikle okumalısınız..

Kitabın en sevdiğim şiiriyle baş başa bırakıyorum sizleri…

Buralarda her yer insan sevgilim
Buralarda her yer araba
Buralarda her yer iş güç
Buralarda her laf gıybet
Buralarda her söz küfür
Buralarda herkes Yezid
Buralar bu ara komple kerbelâ
Buralarda
Bu ara
Dilimde tek şu laf
“La feta illa Ali
La seyfe illa Zülfikar”

Nothing to Hide ve Cebimdeki Yabancı

İki isim görünce şaşırmış olabilirsiniz. Ama aynı senaryoyu kullanan iki ayrı film olduğundan ikisini beraber ele almak istedim.

İlk olarak yabancı versiyonunu izlemeyi tercih ettim, ama tam bir hayal kırıklığıydı. Olay örgüsü ve karakterlerin aralarındaki konuşmalar oldukça karmaşıktı. Belki de kültürel farklılıktan kaynaklanıyordur, ama yinede bana haz vermedi. Yerli versiyonunda ise, herşey daha anlaşılır şekildeydi ve sanki olayları daha yumuşatarak aktarmaları nedeniyle daha akıcıydı. Bu nedenle, yerli versiyonu beni daha çok etkiledi.

Üç farklı çifti ve bir bekar adamın uzun yıllardan gelen arkadaşlıklarını ve günlük yaşantımızı derinden etkileyen telefonları ortaya alıp, bu sıkı arkadaşlara ait sırların yavaş yavaş ortaya çıkmasıyla yaşanan gerilimi konu alıyor.

Aslında güzel mesajlar veren filmler diyebiliriz ikisi içinde. Partnerimize duyduğumuz sevgiyi azalttığımız taktirde saygı ve güvenin de azaldığını çok güzel bir şekilde göstermiş. O yüzden partnerimize duyduğumuz sevgiyi, ilgiyi ve alakayı her zaman diri tutmaya önem vermeliyiz.

Böylelikle bu iki film de arşivime girmiş bulunmaktadır. Ayrıca, izlemek isteyenlere tavsiyem yerli versiyonudur…

Ratatouille

Aslında bu animasyon için şöyle başlamak çok yerinde olur. Bu bir direniş öyküsü diye düşünüyorum. Nasıl diyecek olursanız, karşındaki tüm engellere rağmen hayallerinin peşinden giden ve imkansız kelimesini tanımayan ufak bir farenin hayallerinin direniş öyküsü.

Ana karakterimiz fare Remy mütavazi bir çiftlik evinde oldukça geniş ailesiyle yaşamaktadır. Ancak, Remy tatlara karşı özel bir yeteneğe sahiptir ve oldukça seçicidir. Bu durum, onun başını belaya sokarken aslında hayallerinin kapısını aralamaktadır. Sakar bir insanı kendine dost edindikten sonra ikisinin de hayalleri için giriştiği mücadeleyi anlatmaktadır.

Bu animasyonda hayallerin, birlik-beraberliğin ve aile olmanın önemini fabl olarak izlemek harikaydı.
Bu tatlı yapımda arşivime böylece girmiş oldu…

Çavdar Tarlasında Çocuklar – J. D. Salinger

Bir kitap bir insan diye boşa demiyorlarmış. Görmüş olduğunuz bu kitabın kahramanı da zihin haritama bir insan ekledi;Holden’i. Kitabın ismi ile bağlantı kurmak istedim hep ama ismi ile pek bir alakası yok. Normalde ‘Gönülçelen’ olarak yazılmış, ama ‘Çavdar Tarlasında Çocuklar’ olarak çevrilmiş. Ne yalan söyleyeyim Gönülçelen olarak kalsaymış daha iyi olabilirmiş, zaten okursanız sizde niye böyle düşündüğümü anlarsınız.

Spoiler vermeden kitabın konusu hakkında bilgilendirme yapıp yazımı noktalamak istiyorum. Kahramanımız Holden’in, eğitim hayatı, sosyal hayatı ve ailesiyle arasında geçen iletişimsizliğini gözler önüne seren bir hikaye de diyebiliriz. Aslında biraz günlük gibi biraz da anı kitabı gibi de diyebiliriz. Haliyle sade ve akıcı ama tek negatif yönü ağzı bozuk olması. Onun haricinde bana çok keyif veren başta da söylediğim gibi zihin haritamı şenlendiren bir kitap.

Okuyacaklara keyifli okumalar diliyorum…
Herkese mutlu pazarlar dilerim…

Yazılan Zamanın Yazgısı

Bazı anılarımı isteyerek bazılarını ise istemeyerek yazdı zaman. Bazen istemediği zamanları yazdığını hatırlayınca keşkelerle bakıyorum. Ama çoğu zaman keşkeler uzun sürmüyor. Hemen şükür gözümle bakabiliyorum. Çünkü iyi-kötü hepsi beni ben yapan parçalar…

Ama öyle oturaklı yazdı ki beni. Hem şaşırtarak hem güldürerek hem de ağlatarak yazdı . Bazen ne ara bunları yaşadım dedim. Kötü bir şeyler yaşıyorken nasıl hızlı bir şekilde iyi bir hale büründürüp yazarsın dedim zamana… Şaşırdım, oldukça hem de. Zaten zamanla benim hiçbir alıp veremediğim olmadı. Zamanı hep tecrübeler yumağı olarak gördüm. Zaman aslında bizim tecrübelenmemizi, tecrübelerimizle hayatımızı yönetmemizi istiyor her daim. O yüzden zamanla bir alıp veremediğim olmadı benim.

Elbette çoğu zaman, zamanın yaralarımı kanattığı çok olmuştur. Ama bana öğrettiği çok şey de olmuştur. Mesela; yalnız bir şeyler yapmayı, kendimi özümsemeyi, kendime bir şeyler katmayı öğretti zaman bana. Ve tabi aşkı öğretti. Gerçek manada sevdiğinde kapıların bir bir açıldığını öğrendim. Zaman beni bütün büyüsüyle sarıp sarmaladı aslında. Sana hatalar yazdım ama bu hatalardan ders çıkarabileceğin aklı da yazdım. Onu kullandıktan sonra ne yara kalacak ne kabuk, ne hüzün, ne gözyaşı… Sadece bir yığın tecrübe kalacak kucağında… Hem de hepsi altın değerinde. Zamanı yönetebilecek şahane bir altın…

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın