Zaman Masalı

Zamanın birinde hayatı dolu dolu yaşayan bir kız çocuğu varmış… Ne olursa olsun, her zaman ‘her şey yolunda’ dermiş. Ama çoğu zaman her şey yolunda olmazmış… Yine de bu cümleyi ağzına pelesenk etmiş. Umudunu her daim diri tutmuş. Tutmasa yaşayamazmış çünkü…
Daha önce ‘her şey yolunda’ demeyi bıraktığında başına gelenleri hatırlamış. Her şey yolunda demeyi bıraktığı o gün, hayatın çok çekilmez, çok sıkıcı bir şey olduğunu fark etmiş. Meğer ne kadar iyi bir alışkanlığı varmış. Çok iyi anlamış bunu.

Onu tüm bu zaman boyunca ayakta tutan ve güçlü kılan şey, pozitif yaklaşımıymış her şeye ve herkese karşı. Zamanını bu şekilde daha değerli kılıyormuş.
Biliyormuş ki, bir gününü hatta on dakikasını bile üzgün veya morali bozuk geçirse zaman onun için akmayı bırakır. En nihayetinde zaman yalnızca onun kıymetini bilenler için akar. Kıymetini bilmeyenler içinse bir dakika bir asır gibi geçer. O yüzden zaman ülkesini en verimli şekilde kullanmaya çalışırmış. Çünkü ninesi, ona hep böyle öğütlemiş. Ve her zaman ninesini dinlemenin mükafatını görmüş.

Çocuklar ve Çiçek Mezarlıkları – Tuğba Coşkuner

Kitap, ‘nasıl daha iyi öğretmen olurum’un cevabını öyle güzel, öyle akıcı bir şekilde vermiş ki hayran olmamak elde değil doğrusu…

Öğretmenliğin bir meslekten ibaret olmadığını yazar bize çok farklı bir şekilde anlatmak istemiş: çiçeklerle. Şöyle ki; 15 tane çiçek türü üzerinden 15 farklı öğrenciyi anlatmış. Çiçeklerin özelliklerin çocuklara benzetmiş. Böyle yaparak da daha güzel betimleme sağlamış. Betimleme derken, öyle güzel resmetmiş ki olayları, şöyle durup ‘vay be ne güzel yazmış’ demeden geçemedim çoğu yerinde. Bu 15 farklı öğrenciyi anlatmakla kalmamış, o öğrencilerle nasıl ilgilenmemiz gerektiğini bilindik yöntemlerle değil, daha geniş perspektiften ele almış! Ve de hiçbir öğrencinin sevgiye karşı koyamayacağını defalarca dile getirmiş!

Bu kitap sadece eğitimcilere özgü olmayıp, ebeveynler tarafından da okunması gereken bir başucu kitabı.

Sevgili yazara;
Eski bir öğretmen, yeni bir ebeveyn olarak yazdığı tüm öğretiler için sonsuz teşekkürler…
İşini sevgiyle yapan gerçek manada idealist öğretmenlerin artması dileğiyle…

Bu kitap rafa gitmez! Başucu kitabı olarak kalbe gider 🙂

Sizleri yazarın kitabındaki son sözüyle başbaşa bırakıyorum.
“İyi öğretmenler, okulun başarılı öğrencilerinin yanı sıra sistemin ezmeye çalıştığı hayalperest öğrenciler tarafından da sevilirler. Kimsenin size kazandırdığınız okullara, çözdürdüğünüz sorulara bakarak değer biçmesine izin vermeyin. Hepimiz bundan çok daha fazlasıyız.”

Click

Günümüzde yaşantılarımız fazlasıyla hızlandı. Öyle ki, sürekli bir acele ve sürekli bir telaş içerisindeyiz. Bu filmde de bu konuya değinilmiş.

Güzel ve sıcak bir aileye sahip bir adamın işi ile ailesi arasında sıkışıp kalması ve işini ön planda tutabilmek için ailesiyle geçirdiği vakitleri ertelemek yada çabuk bitirmeye çalışmasının sonuçlarını anlatır. İşi ile ailesi arasında kalmasına bir çözüm düşünürken mizansel olarak kendisine tüm hayatını kontrol edebileceği sihirli bir kumanda verilir. Sonrasında ise bu kumanda ile hem hayatını hızlandırıp hem de bir çok bölümünü ileri sararak atlar. Sonrasında ise sonuçlarını birer birer yaşar.

Hayata ve ailenin önemine dair çok güzel dersler veren sıcak, eğlenceli ve rahatlatıcı bir yapımdı.. Ailenin önemini ve hayattaki an ve anıların değerini görmek için izlenmesi gereken bir film diyebilirim 🙂

Anne with an E

Ah güzel Anne… Ne güzeldin bir yandan hemen sonunun gelmesini isterken, bir yandan da hiç bitmesin dediğim nadir dizilerdendin 🙂 Neden daha önce izlememişim dedim her defasında..

Bu tatlı dizi, hayatı daha yeni yeni öğrenmeye başlayana çok zevkli bir şekilde hayatı öğretirken, hayatı görmüş geçirmiş kişilereyse aynı ben dedirtiyor.. Ben de bunları yaşadım hissi veriyor.. İşte öyle güzel bir dizi Anne…
Peki ben neden sevdim bu kadar? Anne ile hayata bakışımız aynı olduğundan sanırım. Duygusallığı, olaylara verdiği tepkileri aynı ben dedirtti, ne yalan söyleyeyim 🙂
Bu dizide çok önemli bir şey gördüm! Aslında her toplum, her insan benzer şeyler yaşamış.. Ne eksik ne fazla… Aynı olaylar çevresinde dönüp duruyor hayatlarımız.. Sadece biz kendimiz yaşıyor hissiyle yaklaşıyoruz tüm olaylara! ‘Anne with an E’ bize çok güzel göstermiş bunu 🙂

Bir iki detay dışında vermek istediği tüm mesajlar yerine ulaşıyor diyebilirim.
Hele bir de kadınlar hakkındaki düşünceleri var ki, bunun için bile izlenir bu dizi emin olun…!

Kısaca, oyunculuklara ve konusuna da biraz değinip noktalamak istiyorum yavaş yavaş.
Önce konudan başlayayım. Anne ve babası hummadan ölen çok tatlı bir kız çocuğudur ‘Anne’. Yani anlayacağınız hayatta yapayalnızdır. Yetimhanelerde büyür, başkalarının evlerine hizmetçi olarak verilir ara ara. Ama nihayetinde aile sıcaklığını kavrayacağı bir aileye verilir. Ve olaylar tam da bundan sonra başlar. Oyunculukların samimiliğiyle de duygular çok iyi yansıtılmış..

Aradan yıllar geçse de izlemekten bıkmayacağım harikulade bir diziydi canım ‘Anne with an E’…
Aklıma, kalbime ve ruhuma çok güzel izler bırakan şahane bir başyapıt olarak dizihaneme girmiştir.

Rüzgarın Şarkısını Dinle -Haruki Murakami

Bu kitap yazarla tanıştığım ilk kitap.Üstelik onun da bize sunduğu ilk kitabı.İlk olmasına rağmen çok sonradan basılmış..
Normalde bu kitabı şubat kitabı olarak okuyacakken bu ay okumak kısmet oldu.Geçtiğimiz cumartesi başladım yine kısmet olmadı 
Artık azmettım çarsamba basladım ve inanamayacaksınız tam 24 saat içerisinde bitirdim.O kadar akıcı, o kadar samimi bir üslupla yazılmıs kı aktı gıttı…Hele ki şu gunlerde ruh yorgunlugumuzu atmamızı sağlayacak harika bir kitap..O yuzden tavsiye ediyorum şiddetle 
Rüzgarın Şarkısını Dinle, çoğu ilk kitap gibi yazarının diğer kitaplarına oranla daha çıplak ve acemice göründüğü bir kitap. Ama zaten tüm ilk kitapların güzelliği de bunlar değil midir? Yazarlarına diğer kitaplarının yaşatmadığı bir mahcubiyeti yaşattıkları oranda biricik olma özelliği taşıdıkları gibi, yazarın üslubuna, derdine, sesine ilişkin önemli ipuçlarını da barındırırlar. Murakami’nin 29 yaşında küçük bir caz-bar işletirken yazdığı Rüzgarın Şarkısını Dinle, Murakami okurlarının aşina olduğu ve yakından tanıdığı temel izlekleri ve yazarın üslubuna dair temel çizgileri içermesi bakımından şaşırtıcıdır.

Rüzgarın Şarkısını Dinle, belki de Johnny Hallyday’in plağı, Adamo, Michel Polnareff, Brook Benton’dan “Rainy Night in Georgia”, Creedence’ten “Who’ll Stop the Rain”, Beach Boys’tan “California Girls”, Beethoven’ın “3 Numaralı Piyano Konçertosu”, Miles Davis’in “A Gal in Calico”, Bob Dylan’ın “Nashville Skyline”, Elvis Presley’nin “Good Luck Charm” şarkıları eşliğinde yazılmıştır. Ya da yazar kitabı bu şarkılar eşliğinde okumamızı önermektedir.
Benım içinse önemi çok büyük..
Yazı yolculuğumda bana çok büyük ışık tuttu..Ve yazarla pek çok benzerliğimiz olduğunu fark etmek çok farklı hisler uyandırdı. Böylelikle yazı yolculuğumda örnek aldığım insanlar arasına girdi Haruki Murakami.

Çöküşü Görmek ve Yeniden Doğuşu Beklemek

Pencereden dışarıyı seyrediyordu. Seyrediyordu seyretmesine lakin sokakta çok nadir insan vardı. Halbuki bahar gelmişti. Ağaçlar çiçek açmıştı, kuşlar cıvıl cıvıl ötmeye başlamıştı. Ortalık insan seslerine karışacakken bu neydi şimdi? Hayat durmuştu adeta. Herşeyin sebebi Dünyayı kasıp kavuran salgındı! Bu nedenle insanlar korkuyordu, baharın gelişi bile umurlarında değildi. Topyekün bütün dünya küçücük mikropla mücadeleye girişti. Hala aklı almıyordu. Kaç gündür düşünüyordu. Niye böyle oldu diye. Bütün dünyanın nasıl böyle aciz kaldığını düşünüyordu ve bulmuştu. Dünyanın bir yerinde bir mazlumun canı yandığında duymadık, kulaklarımızı tıkadık! Yedik, içtik, güldük, tükettik, durmadan tükettik! Unuttuk bize öğretilen güzel duyguları unuttuk, sildik hafızadan! Güzel elbiselerle, son model arabalarla, tatlı mı tatlı yiyeceklerle yenilerini doldurduk. Sonra dünyanın sadece bize ait olduğunu sandık. Sanki bizi yaratan sadece insanı yaratmış gibi yaşadık. Ne doğaya sahip çıktık ne hayvanlara… Tükettik hepsini, hiçe saydık onların hayatlarını! Onlara zarar verdiğimiz her an aslında kendimize zarar verdik! Suyumuzu azalttık, mevsim döngüsünü farklılaştırdık, havayı kirlettik daha saymakla bitmez!

Dünyaya verdiğimiz zararlar öyle hiç basit değil diye düşünmüştü. Çok da doğru düşünüyordu. Er ya da geç bir bedel ödeyecektik, o bedel de bu yıl buldu insanoğlunu…

Günlerdir en çok şunu düşünüyordu; acaba insanoğlu verilen bu mesajı üzerine alacak mı? Ve kendini hizaya getirecek mi diye derin derin düşüncelere dalarak kendini uykuya bıraktı…

Şahsiyet

Emekli adliye memuru olan Agah Beyoğlu ve cinayet büroya yeni atanan Nevra Elmas’ın bilmeden birbirlerinin hayatına dahil olduklarını anlatan çok harika bir dizi olmuş.

Bu diziyle beraber Türklerin dizi sektöründe nasıl ilerlediklerini görmüş oldum. Ve bir diziyle nasıl dert anlatılır onu da!

Müziğiyle, oyuncusuyla, yönetmeniyle harika hazırlanmış bir diziydi. İlk 4 bölümde neden bu cinayetler işleniyor diye cevap aramaya çalıştığımdan biraz sıkıldım ama iyi ki bırakmamışım. Eğer bıraksaydım çok pişman olurdum. Zira 4. bölümden sonra dizi kendini açıyor.

Herkesin izlemesi gereken ve dersler almamız gereken çok güzel bir dizi önerisi bırakmak istedim sizlere…
Keyifli seyirler..

Bebekler Belgeseli

Tek sezonluk ve 6 bölümden oluşuyor. İlk gıdalar, emekleme, ilk sözcükler, uyku, ilk adımlar ve sevgi adlı başlıklarda toplamışlar.

Ebeveynlerin beraber izleyip çocuklarının gelişimi hakkında daha da çok bilgi sahibi olmalarını gerektiren harika bir belgesel kendileri.
Gerçi bu belgeseli izlemek için illa ebeveyn olunması zorunlu değil. Bir mucizenin gelişimine tanıklık etmek isteyen her bireyin izleyebileceği bir belgesel de diyebiliriz.

Keyifli izlemeler..

Aman Tanrım(Bruce Almighty)

İşinde yükselmek isteyen bir gazeteci olan bir adamın hiçbir şeye inanmayışını konu alıyor. Sonra mizansen olarak Tanrı kendi özelliklerini bu adama verir. Ve başına gelen komik maceraları anlatır. Buradan anladığım en mühim ders; dünyanın yaratıcısız olamayacağı ve yaradanımızın düzeninin kusursuz olduğu…

Aman Tanrım(Evan Almighty)

Absürd komedi tadında bir filmdi. Mizansen olarak kendini herşeyin üstünde gören bir adamın Tanrı ile karşılaşıp ondan çeşitli görevler almasını konu alıyor. (Bu görevler Nuh’un gemisine ve büyük tufana benzetilmiş.)

Bu yaşananlar doğrultusunda aileyle yakınlaşmanın ve doğanın değerini anlamasını sağlıyor. Bize de ders vermiş oluyor.

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın