Zaman Makinesi – H. G. Wells


Ondokuzuncu yüzyılın sonlarında İngiltere’de bir bilim adamı akşam yemeğine çağırdığı konuklarına zaman makinesi olduğunu iddia ettiği bir aygıtı gösterir. Saygıdeğer konukları ona inanmayı reddeder, ancak bir hafta sonra tekrar evinde toplandıklarında onu bitkin, sefil ve perişan bir halde bulurlar. 802701 yılında, bir zamanlar Londra’nın bulunduğu noktada tanık olduğu yaşamı anlatır onlara..
Hayatımda ilk defa fantastik bilim kurguya yöneldim ve iyi ki yönelmişim doğru bir tercih yaptım diye düşünüyorum, cok keyif aldım…

Bir kitap daha zihin haritama gider..

Çocuk Yasası – Mc Ewan

Londra’da yaşayan Fiona Maye adında Yüksek Divan Aile Hukuku hakimi genç bir kadının çalkantılı özel hayatını konu alır.

Tam bu karışıklığın içinde kendini ‘Adam Henry’ davasının içinde bulur. Lösemi hastası olduğundan kan nakli yapılması lazımdır ancak dininde kan nakli yasak olduğundan reddeder. Fiona da bu kararına saygı mı duysam, yoksa hayatını mı kurtarsam diye arada kalır. Böylelikle, Adam’la görüşmeye karar verir. İkisinin de hayatı bu görüşmeden sonra değişecektir.

Bu kitabın bana verdiği en önemli ders; inanç ve kanunların ne kadar kırılmaz bir noktaya sahip olduğu!
Bir kitap daha zihin haritama gider.. 🙂

İnsan Nedir? – Mark Twain

Bazı düşüncelerine katılmamakla beraber güzel bir kitaptı diyebilirim. Hatta beyin jimnastiği yaptıran insanı düşünmeye, ‘düşündürmeye ‘ sevk eden çok hoş bir kitap. Kesinlikle tavsiye ediyorum.
Bu kitabı sesli olarak (#storytel) dinledim ve iyi ki oyle dinlemişim çünkü diyaloglu bir kıtap olduğundan kitabın duygusuna daha iyi girdim. Notlar ala ala, düşüne düşüne dinledim. Sizde böyle bir kitap okumak isterseniz bu kitabı okuyabilirsiniz

Adeta kendimle konuştuğum, iç dünyam ile başbaşa bırakan bir kitaptı!
Bir kitap daha zihin haritama gider.. 🙂

Yazdıklarıyla Yaşayanlar / Hikayelerin Hikayesi – Hasan Saraç

Yazmaya ve okumaya meraklı her birey muhakkak yazarların hayatlarını bir kere dahi okumalı, araştırmalı. Çünkü büyük kalemlerin hangi yollardan geçtiğini, nasıl ‘büyük kalem’ olduğunu görerek okumaya ya da yazmaya başlamak epey bir mesafe katetmemizi sağlayacaktır!
İşte bu kitap okuma ve yazma keyfimizi daha da ilerletebileceğimizi gün yüzüne seriyor. Kitapta 25 farklı yazarın hayatlarını, yaşadıkları dönemle birlikte kısa ve öz bir şekilde anlatmış yazar. En güzeli de yazarların çok okunan ama hayatları yeterince bilinmeyen yazarlardan seçilmiş olması.
Başta dedim ya yazmaya ve okumaya meraklı her birey yazarların hayatlarını okumalı diye, yazmayı ve okumayı sevmeyen bir bireyin bile bu kitabı okuduktan sonra yazma ve okuma dünyasına hevesi artacaktır, o kadar da güzel bir kitap.

Kitaptan hoşuma giden bir kaç cümleyle özetimi noktalamak istiyorum.
“Delilik şüphesiz aptallıktan iyidir. Delilik var olmuş bir zekanın yok oluşudur, aptallık var olmamış bir zekanın olmaya devam edişidir. Deliliğin hiç olmazsa mazisi şanlı. Aptallığın şerefli bir tarihi bile yok.”
P. Safa
“Siyaset ve samimiyet çok nadir aynı çatı altında yaşar.”
S. Zweig
“Her kim ki aydınlıkla karanlığı, savaşla barışı, yükselişle düşüşü bizzat yaşamıştır, o kişi hayatı gerçekten yaşamış demektir.”
S. Zweig
“Saatin kendisi mekan, yürüyüşü zaman, ayarı da insandır.”
A. Hamdi Tanpınar

Bir kitap daha sihirli cümleleriyle hem zihin haritama hem de kitap rafıma gider. 🙂

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu – Stefan Zweig

Zweig’in hep duyduğum ama okumaya fırsat bulamadığım bu eseri dinlemek keyfine eriştim. Kitabın kısaca konusu şöyle; anlaşılacağı üzere mektup sahibinin adı yoktur eserde. Farklı zamanlarda karşılaşan iki bireyin tek gecelik ilişkilerinden sonra kadının içinde büyüyen aşkını konu alır.

Zıtlıkların(aşk-nefret, ümit-ümitsizlik gibi duygular) karmaşasıyla oluşturulan mini bir öykücük de diyebiliriz.
Bir kitap daha zihin haritama gider..

Momo – Michael Ende

Kitabı aslında şu şekilde tanımlayabiliriz; toplumun ve günümüz insanının zaman algısını anlaması üzerine fantastik kurgusal bir öykü!

Diğer anlatabileceğimiz özelliği ise, çocukların masumiyeti. Dünyayı bir çocuk gülümsemesi ya da masumiyeti kurtaracak diyebilirim bu kitabı okuduktan sonra!

Zaten kitabın devam eden adı da, ‘çalınmış zamanı insanlara geri getiren bir çocuğun tuhaf öyküsü!’ O yüzden bir çocuk size masumiyetiyle herşeyi yaptırabilir bunu unutmamak gerek! 🙂

Kitabın kısaca özetine gelince; Momo, ailesi olmayan, hatta hiçbir şeyi olmayan bir kız çocuğudur. Mahallenin desteğiyle yaşamını sürdürmektedir. Bir gün hayaletimsi topluluk olan duman adamlar ortaya çıkıp insanların zamanını çalmaya başlamasıyla olaylar da başlar. Olayları durduracak kişi de Momo olacaktır.

Momo, elinde bir çiçek, koltuk altında bir kaplumbağa ve Horo ustayla duman adamların üstesinden gelmeye çalışır.

Kitapta, en sevdiğim kısımlar ise şunlar diyebilirim;
“Yaşamda esas önemli olan insanların bir yerlere gelmeleri, yükselmeleri ve birşeylere sahip olmalarıdır. Kim ötekilerden daha öndeyse, daha iyi yerdeyse ve daha çok şeye sahipse başka şeyler de kendiliğinden gelir.” şeklinde yanlış bir algı var ve bu algıyı yazar çok iyi dökmüş kelimelerine!
Zamandan tasarruf edeyim derken aslında başka şeylerden tasarruf ettiğinin kimse farkında değildi. Yaşamlarının gittikçe daha zavallı, daha tek düze ve daha soğuk geçtiğini kavramak istemiyorlardı. Bu gerçeği sadece çocuklar yüreklerinde hissettiler. Çünkü artık kimsenin onlara ayıracak zamanı yoktu. Oysa zaman yaşamın ta kendisiydi. Ve yaşamın yeri yürekti. İnsanlar zamandan tasarruf ettikçe, zaman azalıyordu.”
diyerek bir kitabı daha bitirmenin mutluluğunu yaşıyorum ve bir kitap daha hem zihin haritama hem rafa gitmiş bulunmaktadır. 🙂

Delilik Ülkesinden Notlar – Ayşe Şaşa

Kitap, eski sinemacı-senarist olan Ayşe Şaşa’nın ibret dolu hayatını anlatmaktadır.

Aslında bana sorarsanız bu kitap bir arayış, hüzün, umut ve kavuşma hikayesi…

Kısacası, Ayşe Şaşa ‘Gaflet çölünü geçiyor, Hidayet vadisine yürüyor, Tevhid dağına tırmanıyor ve Hayret yaylasına ulaşıyor’ Allah’ın hidayeti ve inayetiyle!

Kitap genel olarak, denemeler bir araya gelince romanlaşmış ve şahsın hikayesini anlatıyor. Toplumu ve toplumun yaşadığı topyekün şizofreniyi bir filmin harici sahneleri gibi seyrediyorsunuz. Ya da toplumun şizofrenisini seyrederken Ayşe Şaşa’yı harici bir sahne gibi seyretmiş oluyorsunuz.

Ve bir kitap daha bana çok şeyler öğretti. En önemlisi ise Allah hidayet nasip edince en güzelini nasip ediyor. Hiçbir insana ön yargıyla yaklaşmamalıyız.

Bir kitap daha önce zihin haritama, sonra rafa gider 🙂

Atlı Karınca

Photo By MucizeSahibi

Atlı karıncam,
Hayallerimin miladı,
Hüznümün sonu,
Kalbimin en güzel süsü…

Seni gördükçe kalbim huzurla dolup dolup taşar.
Hayatım film şeridi gibi gözlerimden geçer.

Dursun zaman isterim sana bakarken,
Dursun isterim çünkü hayallerimin de seninle beraber gerçeğe dönmesini dilerim o esnada…

Sana bu kadar anlam yüklemem,
Seninle beraber kurduğumuz hayaller ve o hayallerin gerçeğe dönüşmesi…

Hayallerim seninleyken çok daha huzurlu ve gerçekleşmeye daha meyilli…
Adın gibi büyülü kal öylece, sessizce…

Hayal Gemisi

Photo By MucizeSahibi

İnsan hayalleri kadar vardır bu dünyada…

Hayalleri olmazsa hep bir yarım, kanadı kırık kalır. Tıpkı bir çocuğun istediği olmayınca mahzunlaşması gibi… Maalesef ki hayalsiz hiçbir şey yürümüyor. Hiç hayal kurmam diyen insan bile ucundan kıyısından hayal kurarak ve umut ederek çıkıyor işin içinden…

Hayal kurmak ne günah ne de ayıp… Hayal kurma gücü büyük bir nimet. Bu nimet elimize verildiyse neden ziyan ediyoruz ki… Dur durak bilmeden hayaller kuralım, çalışalım-çabalayalım. İşte o zaman gönül gemimiz mutlulukla dolar hiç gitmemek üzere… Hayal kurdukça o gemi dolar dolar taşar, hele bir de o hayaller gerçekleşti mi iki kat dolar, iki kat taşar!

Hayal kurduğunuz için eleştiriliyorsanız, bırakın eleştirsinler! Onlara en ağır cevabınız, hayallerinizin gerçekleşmesiyle olacaktır.

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın