
Karantina… 2 ay oldu… Evde olmak… Nefes almak… Özlemek… Hayat… Sosyal hayat… Sosyal Mesafe… Ve daha nicesi…
Bu kelimeler kafamda adeta bir kısır döngü gibi dönüyor. Çıkmıyor bir türlü, gitmiyor hiçbir yere, sanki zihnime çivi çaktı mübarekler…! Bu kelimelerden uzak kalmak için televizyon vb. ne varsa hayatımdan olabildiğince uzağa, en uzağa atmaya çalışıyorum… Yoksa delireceğim geliyor… İnsan psikolojisi çok garip bir şey arkadaşlar… Kelimeler bile sizi hemen etkisi altına olabiliyor.
Hepsini bir kenara bırakıyorum, hepsini… Yüzümü doğaya çeviriyorum. Mesela kapımın önünde bir ağaç var. Ben ona yalnız ağaç diyorum. Aslında, yanında yöresinde ağaçlar var ama nedense içimden ona ‘hey yalnız ağaç nabersin’ demek geliyor 🙂 Galiba diğerlerinden uzun ondan olsa gerek böyle bir duyguya girdim. Her neyse burayı geçiyorum. Çünkü konumuzla alakası yok… 2 aydır onu inceliyorum. Üzerine tefekkür ediyorum, düşünüyorum, taşınıyorum, yazılar yazıyorum, felsefeler yapıyorum kısacası kendimi bu kelimelerden olabildiğince uzağa yalnız ağacımın gölgesine atıyorum. İşe de yarıyor doğrusu ne yalan söyleyeyim…
İşte böyle geçiyor karantina günleri… Doğayı görmek ama ulaşamamak, Bakmak ama hissedememek, istemek ama gidememek gibi çelişkili duygular peşimi bırakmıyordu karantina günlerinde…
