
Kitap, neredeyse girdiğim her ortamda o kadar adından söz ettirdi ki ister istemez bir merak uyandırdı bende. Normalde popüler kitaplara karşı nedenini bilmediğim bir önyargım vardır – belki de bu önyargının belini kırmak lazım:))- okumak istemem ama bu kitap için aynı şeyi söyleyemem gerek olay örgüsü gerek degindigi toplumsal konular olsun gayet dokunaklı bir roman okudum bazı yerlerinde yazarın olaylara objektif bakamadığını düşünsem de genel itibariyle beğendim ve gönül rahatlığıyla da tavsiye ederim.
Kitabın konusuna gelecek olursam kısacası, hayatında binbir sorunla uğraşmaya çalışan bir kadının Amerika’dan kısa süreliğine gelen bir profesörün ardından yaşadığı inanılmaz değişimini anlatır. Konusunu bu kadar kısa geçmemin maksadı sizlerin de okuyup görmenizi istemem çünkü ben burada size açık açık anlatsam o duyguyu o yaşananları yalın, kuru bir şekilde anlatacağım o yüzden okuyup görmek yaşananları daha da iyi hissettirecektir zihninizde ve kalbinizde.
Bu kitaptan her şeye rağmen beklemenin,sabretmenin insanı bir o kadar yoran, bir o kadar da felaha erdiren birşey olduğunu bir kere daha gördüm. Ondan sonra bilmediğim tarihi olaylar struma mavi alay ve daha nicelerini öğrenmiş oldum atalarımızın ne acılar çektiğini ne hüzünlere gark bırakıldığını bir kere daha görmüş oldum. İnsanların diline dinine ırkına karışmak onları bu yüzden yargılamak hiç kimsenin görevi değildir her şeyden önemlisi bence bunu çok iyi anlatmış Zülfü Livaneli kitaptan belki de benim çıkardığım en büyük ders budur. Zaten yaşananların temeli de aslında bu konu üzerinde dönüyor.Okumayı düşünenler ve okumak isteyenler için zevkli bir serüven olacağını düşünüyorum şimdiden iyi okumalar diliyorum..
Şuracığa da en beğendiğim ve altını çizmekten kendimi alıkoyamadığım yerleri bırakıp yazımı noktalamak istiyorum.
“Yazı insanın hayatını karartabilir onu suçlu gibi gösterebilir hatta onu mahvedebilirdi aynı şeyi bir belgesel, görüntü yapamaz mesela. Çünkü onu seyreden insanlar bu buluşmadaki sıradanlığı yüz ifadelerini dostça şakalaşmaları görebilir ve herşeyin masum bir buluşmadan kaynaklandığını anlayabilirdi.Ama yazı insanlara düş gücünü hareket geçirip en masum hareketleri olmadık anlamlar yüklemesine sebep oluyordu. Gazetelerin ve polisin elindeki en korkunç en yıkıcı güç de buydu…. Sanırım sorun yazıda değil kimin ne amaçla yazdığında”
“Adil olanın peşinden gidilmesi doğrudur. En güçlünün peşinden gidilmesi ise kaçınılmazdır. Gücü olmayan adalet acizdir. Adalet olmayan güç ise zalim. Gücü olmayan adalete mutlaka bir karşı çıkan olur çünkü kötü insanlar her zaman vardır adaleti olmayan güç ise töhmet altında kalır demek ki adalet ile gücü bir araya getirmek gerek bunu yapabilmek için de adil olanın güçlü, güçlü olanın ise adil olması gerekir. Adalet tartışmaya açıktır güç ise, ilk bakışta tartışılmaz biçimde anlaşılır. Bu nedenle gücü adalete veremedik çünkü güç adalete karşı çıkıp kendisinin adil olduğunu söylemişti. Haklı olanı güçlü kılamadığımız için de güçlü olanı haklı kıldık”
