Körlük – Jose Saramago

Bu kitabı daha önce okusaydım bu kadar etkilenmezdim emin olun! Zira şu an yaşadıklarımıza o kadar benziyor ki adeta içinde yaşadım kitabın diyebilirim. Daha önce George Orwell’in 1984 romanını okuduğumda ne müthiş bir hayal gücü diyerek kapatmıştım kitabın kapağını. Ama bu kitabın kapağını kapattığımda bir süre kendime gelemedim açıkcası…ikisi de distopya olmasına rağmen hem de..

Bunun sebebi içinde yaşadığımız bu bu süreç tabi ki.. Distopya oldu bize gerçek hayat..

Kısacası konusuna da değinmek istiyorum. Hayat normal akışında devam ederken bir anda bir hastalık peydah olur. Daha sonra herkesin ‘beyaz felaket’ diye adlandırıldığı ‘körlük’ hastalığıdır bu. İlk başta herkesi karantinaya almak isterler, ama daha sonra işler içinden çıkılmayacak bir hale gelir. Kitabın her bir detayı çok hoşuma gitti ama bir detayı var ki o gönlüme ayrı bir tat verdi. Kör olan hiç kimse asla ümidini kaybetmedi körlük yaşadığı zamanlar boyunca…

Aslında bu zamanımıza ne kadar da ilaç olarak yazmış Jose Saramago. Ümitsiz bu hastalıktan kurtulamazsın demiş bu zamanların olacağını bilmeden. Hayal gücüne, üslubuna, diline hayran olduğum Jose Saramago artık favori yazarlarım arasına girmiş bulunmaktadır.
Bir kitap daha zihin haritamın en yeşillikli yerine doğru gider 🙂
Okumak isteyenlere, okumayı düşünenlere ve okuyan herkese keyifli okumalar dilerim…
Bir kitap incelemesi ve tavsiyesi de burada son bulur… 🙂

BLW-Bebek Liderliğinde Beslenme

“Sen yiyeceğini hazırlayıp önüne koyacaksın ve hiç karışmayacaksın o istediği kadar yiyecek bu bebeğin özgüveninin gelişmesi açısından çok önemli bir uygulama… Bebeğiniz kendi kendine yürümeyi öğreniyorsa, kendi kendine konuşmayı öğreniyorsa, kendi kendine de yemeyi öğrenebilir elbette ağzına kaşıkla tıkıştırmayasın…” Böyle bir kitabı okuduğum için çok memnunum. Ek gıda sürecinde olan, yeni girecek olan herkesin okumasını şiddetle tavsiye ederim.

Bu kitabı okurken sık sık aklıma şu söz geldi;
‘Bir anne bilinçlenirse dünya da bilinçlenir…’
Her daim bilinçlenmek nasip olsun o halde.

Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku – İlhami Algör

Kitap tam olarak kafa dinlemek için okunan kitaplardan. Nasıl yani diyeceksiniz kitap kafa dinlemek için okunmaz mı? Bu soruya kitaptan kitaba değişir diye cevap vermek istiyorum. Kitabı, Storytel uygulamasında dinledim ve dinlerken yer yer dışlanmışlık yer yer çaresizlik ve bazen de değersizlik yüklü cümleler çalındı kulağıma. Önce ümitsizlikle dertlere girdirir, sonra bir yağmur edasındaki tespitleriyle huzur verir.
Velhasılı yeni bir karakter eklemek isterseniz zihin haritanıza tavsiye ederiz.

Samanyolunda Ziyafet – Sezai Karakoç

Samanyolunda Ziyafet, yazarın muhtelif zamanlarda yayınlanan Ramazan ve oruca ait makalelerinden oluşuyor. Ve bildiğimiz orucun fıkhi, ilmihal bilgileri vs. değil anlatılan… Anlatılan ‘Ramazanı yaşamak’, ‘Ramazanı hissetmek’… Orucun maddiyatından ziyade, maneviyatına odaklanan bir kitap, öyle güzel bir kitap… Her Ramazan okumama rağmen, her okuyuşumda bana ayrı dersler veren, dimağıma ayrı tatlar bırakan, gönlüme Ramazan ışıltısını ilanihaye veren güzelim bir kitap…

Orucun manevi havasını, Ramazan’ın o güzelim ışıltısını daha da çok hissetmek isterseniz şiddetle tavsiye ederim…

Kitaptan en sevdiğim alıntılar;
“*Oruç tutmayanlar, ondaki büyük ruh oluşumundan haberli olsalar, ömür boyu oruç tutmak isterlerdi.”
“Ey ruhumuzun ikiz kardeşi olan oruç, sen ki ruha geçen, onunla kaynaşan ve onu o eden meleksin”
“Oruç dünyasına ayak basar basmaz biz, sanki kabuk bağlamış dünyanın ölü zarı yarılır ve içinden taze bir dünya baş gösterir.”
“Sen, kirli yeryüzünü en ışıklı namazlarla, mutlakın sesi Kur’an sesiyle ve düşüncenin en yanılmazı mümin düşünceleriyle yıkarsın, pasından kurtarırsın.”
“Üstün insanların davetlisi olduğu bir tabiatüstü ziyafet, bir gök sofrasıdır. Yani Samanyolunda Ziyafet.”

Kelebek Etkisi

İnsan hayatında küçücük şeyler bile çok büyük değişikliklere sebep olabilir. işte bu filmde tam da bunu görüyoruz.

Filmde, karakterimiz tesadüf eseri zamanda yolculuk yapıp geçmişe dönebildiğini fark eder ve geçmişinin bazı bölümlerini silmek için uğraşmaya başlar. Çocukluğuna geri dönmeyi başaran karakterimiz geçmişini yeniden kurgulamayı amaçlar. Ama bu yaptığı onun ya da çevresindekilerin mutsuzluğuyla sonuçlanır. Kelebek etkisi (dünyanın bir tarafında kanat çırpan bir kelebek diğer tarafta tayfuna neden olabilir) metaforunu sinemaya çok güzel aktaran bir yapım olmuş. Filmin 4 farklı sonunun olması da ayrıca enteresan olmuş.

Bilim-kurgu ve gerilim ögelerini birbirine bağlayan bu harika filmi mutlaka izlemelisiniz…
İzleyecek olanlara keyifli seyirler dilerim.

Cinayet süsü

Süslenmiş cinayetleri çözmeye çalışan bir cinayet büro ekibinin yaşadıklarını mizah katarak anlatan ve filmin sonunda çok güzel mesajlar da aktaran hoş bir yapım olmuş. Eğlenerek izlediğimiz hoş vakit geçirmemizi sağlayan filmlerden biri oldu.

Son zamanlarda mizah dalında bu kadar kaliteli filmler görmek pek mümkün olmuyor. Sıcak bir içecek eşliğinde izlenebilecek dolu dolu bir film…

Dimağımda, hoş bir tat bırakarak arşivime gider.
İzleyecek olanlara keyifli seyirler dilerim…

Kış Uykusu

Film genel olarak ruhu olan filmlerden. Ruh derken anlatmak istediği ‘bir şeyler’ var yani. Sanat filmi izlemeye alışkın olmayanları biraz sıkabilir, ama sabrederlerse şayet çok memnun ayrılacakları filmler listesine girer.

Filmde, din, ahlak, kültür ve insan doğası ile alakalı birden fazla konuya değinilmiş ve ne yalan söyleyeyim başarılı da olmuş. İnsanın trajedisini zihnimize ve yüreğimize güzel bir şekilde aktarmış. Değerlendirmemi bitirmeden önce belirtmek isterim ki filmde çok sevdiğim Schubert’in 20. sonesi çokça yer almaktadır. Çehov’dan, Dostoyevski’den ve Tolstoy’dan etkilenilmesi de ortaya böyle güzel bir hikaye çıkarmış.

İzleyecek olanlara iyi seyirler dilerim…

Sapiens – Yuval Noah Harari

İnsanoğlunun geçmişine dair, arkeolojik kalıntılardan yola çıkarak genel kabul görmüş bulguları anlatan ve geçmişten günümüze insanoğlunun gelişimine ve kültürel yapılarına ışık tutan bir kitap. Aynı zamanda sosyal toplumun dinamiklerini enteresan örneklerle anlatan ama bunları anlatırken ilgimizi diri tutmayı başaran bir dile sahip.

Sesli ve dijital olarak dinlememe ve okumama rağmen ilgimi-alakamı hiç kaybetmedim. Bilginin hazzına vardığımı hissettim doğrusu bu kitapla…

Herkese tavsiye ederim. Okuyacaklara da keyifli okumalar…

Karantina Üzerine Birkaç Hasbihal

Karantina… 2 ay oldu… Evde olmak… Nefes almak… Özlemek… Hayat… Sosyal hayat… Sosyal Mesafe… Ve daha nicesi…

Bu kelimeler kafamda adeta bir kısır döngü gibi dönüyor. Çıkmıyor bir türlü, gitmiyor hiçbir yere, sanki zihnime çivi çaktı mübarekler…! Bu kelimelerden uzak kalmak için televizyon vb. ne varsa hayatımdan olabildiğince uzağa, en uzağa atmaya çalışıyorum… Yoksa delireceğim geliyor… İnsan psikolojisi çok garip bir şey arkadaşlar… Kelimeler bile sizi hemen etkisi altına olabiliyor.

Hepsini bir kenara bırakıyorum, hepsini… Yüzümü doğaya çeviriyorum. Mesela kapımın önünde bir ağaç var. Ben ona yalnız ağaç diyorum. Aslında, yanında yöresinde ağaçlar var ama nedense içimden ona ‘hey yalnız ağaç nabersin’ demek geliyor 🙂 Galiba diğerlerinden uzun ondan olsa gerek böyle bir duyguya girdim. Her neyse burayı geçiyorum. Çünkü konumuzla alakası yok… 2 aydır onu inceliyorum. Üzerine tefekkür ediyorum, düşünüyorum, taşınıyorum, yazılar yazıyorum, felsefeler yapıyorum kısacası kendimi bu kelimelerden olabildiğince uzağa yalnız ağacımın gölgesine atıyorum. İşe de yarıyor doğrusu ne yalan söyleyeyim…

İşte böyle geçiyor karantina günleri… Doğayı görmek ama ulaşamamak, Bakmak ama hissedememek, istemek ama gidememek gibi çelişkili duygular peşimi bırakmıyordu karantina günlerinde…

Avatar

Bu film sayesinde kendi sınırlarımı aştığımı düşünüyorum açıkcası. Bilim-Kurguya nedensiz yere mesafeliydim her zaman. Ama bu film sayesinde mesafelerimi tamamen aştım. Hatta şunu daha iyi anladım ki denemeden hiçbir şey bilinmiyormuş. Bu film türüne göre çok ince mesajlar veren harika bir filmdi.

Özetle incelemesine gelecek olursak; bir hırsızlık olayında abisini kaybeden yarı felçli Jake Sully, Pandora adındaki uzak bir gezegende abisinin misyonunun başına geçmeye karar verir. Bu yerde, Navi adında giderek tükenmekte olan bir halk yaşamaktadır. Jake, kendilerine özgü bir lisanları, dünya görüşleri ve yaşam biçimleri olan halkın arasına karıştığında doğayla bütünleşir. Doğanın önemini anlar.

İnsanların ekonomik kaygılar güderek bencilce doğayı nasıl katlettiklerine dair ütopik bir anlatım yapmış bu film. Görsel açıdan da oldukça etkileyici bir yapım olmuş. Doğa aşığı biri olarak filmin doğaya verdiği değer konusunda benden tam not aldı açıkcası..

Böylelikle bilim-kurgu serüvenim başlamış oldu. Herkese tavsiye ediyorum bu harika filmi.. İzleyecek olanlara keyifli seyirler dilerim…

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın